İlk Şehid-İlk Şehide İlk Seriyye-İlk Sancak İlk Müslüman Olan Devlet Reisi İlk Müslüman Köle İlk Müslüman Erkek İlk Müslüman Çocuk İlk Muhacir İlk Kur’an-ı Kerim Hocası İlk İslâm Devleti-İlk içtimâî anlaşma metni İlk Hâkim İlk Hac İlk Gazâ İlk Ganimet İlk emir İlk Eğitim Kuruluşu İlk Cami İlk Abdest-İlk Namaz-İlk Cemaatle Namaz Cenaze evine gönderilen ilk yemek Cemaatle İlk Teravih Namazı Bakî Kabristanına defnedilen ilk sahabeler Allah yolunda kan akıtan ilk Müslüman İSLAM'DA İLKLER İLİM NEDİR? ALİM KİME DENİR? İCTİHÂD NEDİR NASIL YAPILIR KİMLER YAPABİLİR? HZ.MEHDÎ SİYÂYASETİ TAM DÎNDAR ÎSEVÎLERE BIRAKACAK HZ. ÎSÂ (AS) BİZZAT GELECEK Mİ? HÜSN-İ ZANLA ME’MÛRUZ NE DEMEKTİR? HİLAFET NEDİR ? HAYR-I KESÎR İÇİN ŞERR-İ KALÎL HARB’DE ZARÂR GÖREN MASUMLARIN DURUMU HAK NEDİR NAZAR-I İLÂHÎDE ANLAMI NEDİR? HAK MESLEK NEDİR? DİNDE ZORLAMA YOKTUR NE DEMEKTİR? CİHÂD VAZİFESİ KİMDEDİR? CEHENNEM EBEDÎ MİDİR? BİZ MUHABBET FEDÂİLERİYİZ NASIL ANLAŞILMALI? BEDÎÜZZAMÂN HAZRETLERİNİN VÂRİSLERİ KİMLERDİR? BAZI MERÂKLI SUALLERİN CEVAPLARININ ŞERHİ ÂHİRZAMÂNDA ÎSEVÎLERLE İTTİFÂK OLACAK MI? 1971 FİTNESİNİN MAHİYETİ HAK MESLEK NEDİR? RİSÂLE-İ NUR HER ŞEYE KÂFİ MİDİR? HAK NEDİR? NAZARI İLAHİDE ANLAMI NEDİR? RİSÂLE-İ NÛR’UN HOCASI, R. NÛR’DUR MEHDİYET CEREYANI NEDİR? MEYVE’NİN 4. MES’ELESİNİN İZAHI RİSÂLE-İ NÛR OKUYAN HERKES EHL-İ NECÂT MIDIR? CEHENNEM EBEDÎ MİDİR? BEDÎÜZZAMÂN HAZRETLERİNİN VÂRİSLERİ KİMLERDİR? HAYR-I KESÎR İÇİN ŞERR-İ KALÎL" NE DEMEK? BEDÎÜZZAMÂN HZ.nin SİYASİLERE MEKTUPLARI
GERİ

İslâmiyete giren ilk Devlet Reisi, Habeş Necaşisi Ashama’dır. Peygamber Efendimiz (asm), Hicretin yedinci yılı Muharrem ayında (M. 628) birer mektup ve elçi göndererek; Bizans İmparatoru Heraklius’u, İran Kisrası Hüsrev Perviz’i, Bizans’ın Mısır valisi Mukavkıs’ı ve Habeş Necaşisi Ashama’yı İslâmiyete dâvet etmişti.

Bu devlet reisleri içerisinde Resûllulah’ın (a.s.m.) elçisini ve mektubunu en iyi şekilde karşılayan Necaşi’dir.

Necaşi’ye, Peygamber Efendimizin mektubunu Amr bin Ümeyyet-üd-Damrî götürdü.

Necâşi, Peygamberimizin mektubunu alınca, gözlerine sürdü, öpüp başına koydu ve tahtından inerek yere oturduktan sonra, mektubu okuttu.

Kâinatın Efendisinin (asm), Necaşi’ye gönderdiği mektupta şunlar yazılıydı:

“Bismillahirrahmânirrahîm
“Allah’ın Resûlü Muhammed’den, Habeş kralı Necaşi Asham’a!

“Senin, temelli selâmet içinde olmanı diler, senden dolayı Allah’a hamd ü senâ ederim. Ki, O’ndan başka İlâh yoktur.

“Melik, Kuddûs, Selâm, Mü’min ve Müheymin O’dur.

“Şehâdet ederim ki, Meryem oğlu İsa; Allah’ın çok temiz, izzetli, dünyadan el etek çekmiş olan Meryem’e ilka ettiği rûhu ve kelimesidir ki, Meryem, böylece ona gebe kalmış, yüce Allah, onu, ruhundan nefh edip yaratmıştır. Nasıl ki, Âdem’i de kudret eliyle ve nefhile öyle yaratmıştı.

“Ben, seni; bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibâdet ve taâta, bana tâbi olmağa ve Allah’dan getirip tebliğ etmiş olduğum şeylere iman etmeğe dâvet ediyorum.

“Çünkü, ben, Allah’ın Resûlüyüm.

“Seni ve askerlerini yüce Allah’a ibâdet ve taâta dâvet ediyorum. Ben, sana gereken tebligatı yapmış, dünya ve âhiret saadetini temin edecek nasihatı vermiş bulunuyorum.

“Nasihatımı kabul ediniz!
“Doğru yola uyup gidenlere selâm olsun!”

Necâşi, Peygamber Efendimizin bu mektubunu dinleyince başını eğdi. Bir süre düşündükten sonra, tane tane kelime-i şehâdeti söyledi. Böylece “İlk Müslüman devlet başkanı”  unvanını aldı.

Peygamber Efendimizin muktubu, Necaşi’ye okunduğu zaman, Necaşi’nin yanında Habeşistan’a hicret etmiş (göçmüş) olan sahebelerden Peygamber Efendimizin amcazâdesi, Hz. Ali’nin ağabeyi, Hz. Câfer de hazır bulunmuştur.

Müslüman olan Necâşi Peygamber Efendimize gönderdiği mektupta şunları söyledi:

“Esirgeyen, bağışlayan Allah’ın adıyla!..
“Allah’ın elçisi Muhammed’e Necâşi Asham b. Ecber’den...

“Selâm sana! Allah’ın gönderdiği peygamber! Allah’ın rahmeti de, bereketi de üzerine olsun! Beni İslâm ile hidayete ulaştıran Allah’tan başka İlâh yoktur. Mektubunu ve Hz. İsâ hakkında yazdıklarını aldım. Bize gönderdiğini de biliyorduk. Amcanın oğlu [Hz. Cafer] ve arkadaşlarını da güzelce ağırladık.

“Ben, senin gerçekten Allah’ın elçisi olarak tasdik edildiğine şahadet ederim. Sana bağlanmış ve amcanın oğluna biât etmiştim. Onun vasıtasıyla Âlemlerin Rabbi olan Allah için Müslüman oldum. Ey Allah’ın Peygamberi, sana oğlum Eriha b. Asham b. Ecber’i gönderiyorum. Fakat şu kadarını söyleyeyim ki,  ben bu hususta kendimden başkasına söz geçiremem. Eğer yanına gelmemi emredersen, hiç çekinmeden bunu yaparım, ey Allah’ın elçisi! Çünkü senin her söylediğin sözün doğru olduğuna şehadet ederim.”

Diğer Devlet Reislerinin Tavırları
İskenderiye Meliki Mukavkıs (Mısır Valisi) da Peygamber Efendimizin mektubu üzerine memnuniyetini belli etti. Melik, mektubu öpüp başına koyarak aldı. Mektubu getiren Hz. Hatib b. Ebî Beltea’yı (1) güzelce ağırladı. Peygamber Efendimize hediyeler gönderdi.

İran Kisrası Hüsrev Perviz ise çor çirkin bir davranışta bulundu. Kendi ismi Peygamber Efendimizin isminden sonra yazıldığı için mektubu yırttı.

Peygamber Efendimiz, İran Kisrası’nın mektubunu yırttığını öğrenince; “Yâ Rab! Nasıl mektubumu paraladı ise, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et” diye bedduâ etti. Çok geçmeden Hüsrev Perviz öz oğlu Şireveyh tarafından hançerle parça parça edildi.

Peygamber Efendimiz, Bizans İmparatoru Heraklius’a, Rumcayı bilen Hz. Dıhyetü’l Kelbî (2) vasıtasıyla mektup gönderdi.

Heraklius, Peygamber Efendimizin mektubunu Bizans Patriğine okuttu. Mektubu okuyan Patrik heyecanla:

“İşte bizim beklediğimiz ve İsâ Aleyhisselâm’ın bize müjdelediği Peygamber!” dedi.

Heraklius: “O halde ne yapmalıyız?” deyince patrik kararlı bir şekilde şu cevabı verdi:
“Seni bilmem ama, ben onu tasdik edip ona tâbi olacağım!”

Heraklius bu cevap karşısında şaşırmıştı. Bir an düşündü ve şöyle dedi: “Ama ben bunu yaparsam krallığım elimden gider.”

Bizans İmparatoru bir anda nefsine mağlup olarak, ebedî hayatını değil de kısacık dünya hayatını düşünmüştü.

Peygamber Efendimizin mektubu geldiği zaman henüz Müslüman olmamış olan Ebû Süfyan (3) da orada bulunmaktaydı. Heraklius Ebû Süfyan’ı çağırttı ve ona şu soruları sordu:

“(Peygamber Efendimizi kastederek) soyu sopu nasıldır?”
“İçimizde onun soyu kadar şerefli hiçbir sülâle yoktur.”
İmparator: “Öyleyse bu Peygamberliğinin delilidir. Nasıl, doğru birisi midir?”
Ebû Süfyan: “Yalan söylediği duyulmamıştır.”

“İşte bir Peygamberlik alâmeti daha! Peki onun dinine girdikten sonra ayrılan oldu mu?”
Ebu Süfyan: “Hayır!” cevabını verince imparator şöyle dedi:
“Bu da, peygamberliğinin alâmetidir.”
Heraklius daha sonra Ebu Süfyan’a şunları söyledi:

“Eğer senin bu söylediklerin doğruysa, şu iki ayağımın bastığı yerler yakında onun olacaktır. Ben bu sıralarda bir peygamberin ortaya çıkacağını biliyordum. Ama sizden olacağını zannetmiyordum. Eğer ona ulaşabileceğimi bilseydim, kendisiyle  karşılaşmak için bütün güçlüklere katlanırdım. Eğer yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım.”

İmparator Ebû Süfyan’ı gönderdikten sonra Hz. Dıhye’yi çağırttı ve şunları söyledi:
“Efendine söyle, ben onun gerçek peygamber olduğunu biliyorum. Ama krallığımı da terkedemem.”

Peygamber Efendimizin mektubunu okuyan Bizans Patriğinin gönlüne ise iman ateşi düşmüştü. Artık kiliseye gitmiyordu. Bunu gören halk şüphelendi. “Ya yanımıza gel, ya da seni öldüreceğiz” dediler.

Patrik bir gün Hz. Dıhye’yi çağırdı. Ona Peygamber Efendimiz hakkında birçok sorular sordu. Daha sonra kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Bir mektup yazarak Hz. Dıhye’ye verdi ve şöyle dedi:

“Bu mektubu al, efendine git ve ona selâm söyle! Allah’tan başka İlâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şehadet ettiğimi kendisine haber ver. Ben ona îman ettim, onu tasdik ettim ve ona tâbi oldum. Fakat bu adamlar bunu inkâr ettiler. Gördüklerini ona anlat.”

Patrik sözlerine şöyle devam etti: “Allah’a yemin ederim ki, senin efendin Allah’ın gönderdiği bir peygamberdir. Biz onun ismini ve vasıflarını biliyorduk.”

Patrik daha sonra üzerindeki papaz elbisesini çıkarıp attı. Beyaz bir elbise giydi. Abdest aldı ve evinin önüne toplanmış olan kalabalığın önüne çıkarak kelime-i şehâdet getirdi. Gözü dönmüş Bizanslılar hep birlikte üzerine atılarak oracıkta şehid ettiler.

Küfrün karanlığındakiler iman güneşini öfke ile söndüreceklerini zannediyorlardı. Çok geçmeden yanıldıklarını göreceklerdi.