Tarih: 20-11-2017
GERİ

Molla Muhammed'e Mehdîlik iddiásı, FETÖ projesi

[Bu açıklama Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız sayın Binali Yıldırım, Adalet Bakanımız sayın Abdülhamit Gül, Dışişleri Bakanımız sayın Mevlüt Çavuşoğlu, İçişleri Bakanımız sayın Süleyman Soylu, Millî Eğitim Bakanımız sayın İsmet Yılmaz, Millî Savunma Bakanımız sayın Nurettin Canikli, Genelkurmay Başkanımız sayın Hulûsi Akar ve MİT Müsteşarımız sayın Hakan Fidan’a gönderilmiştir.]

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اۤلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

MOLLA MUHAMMED DOĞAN HAKKINDAKİ

MEHDÎLİK İDDİÁSI BİR FETÖ PROJESİDİR

Kitâb (Kur’ân), Sünnet (Hadîs), İcmâ’-ı Sahâbe ve Kıyâs-ı Sahâbe çizgisinde istikrârlı ve istikámetli bir yol ta’kíb eden Molla Muhammed Doğan Hoca hakkında Mehdîlik gibi demode ve bayatlamış bir iddiánın ısıtılarak gizli zındıka komitesi tarafından yeniden gündeme taşındığını esefle müşâhede etmekteyiz. Bu olayın asıl üzücü tarafı ise, aslı astarı olmayan, art niyetli kuru bir iddiádan öteye geçmeyen bu isnâd ve iftirâya ba’zı Risâle-i Nûr okuyucularının i’tibâr ve iştirâk etmeleridir.

Hadîs-i nebevîler ile müjdelenen  Mehdiyyet cereyânının dizgini Rabbü’l-álemînin elindedir. Kimi irâde buyurursa onu Mehdî olarak tavzíf eder ve ümmet-i Muhammed’in başına geçirir. Peygamberden (asm) sonra peygamber gelmeyeceği hepimizce ma’lûmdur. Ancak imtihân gereği, zamânla bozulan insânları ıslâh etmek için her 100 senede bir, verâset-i nübüvvet makámında oturan bir muslih, bir müceddid ve bir nevi Mehdi-misâl zâtlar gönderileceğini müjdeleyen yine Peygamber aleyhissalâtü vesselâmdır. Bu konuda Üstâd Bedîuzzamân Saíd Nursî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şerîat-ı İslâmiyyenin ebediyyetine bir eser-i himâyet olarak, herbir fesâd-ı ümmet zamânında bir muslih veyâ bir müceddid veyâ bir halîfe-i zîşân veyâ bir kutb-i a’zâm veyâ bir mürşid-i ekmel veyâhud bir nev’i mehdî hükmünde mübârek zâtları göndermiş, fesâdı izâle edip milleti ıslâh etmiş, dîn-i Ahmedîyi (asm) muhâfaza etmiş.”[1]

Bir takım yalancı mehdîler çıksa da, ümmetin İmâm-ı Rabbânî, Şeyh Abdülkádir-i Geylânî ve İmâm Gazâlî (ks) gibi zevâtın bir nev’i müceddid ve mehdî unvânına hâiz oldukları üzerinde bir ittifâkları vardır. Birtakım i’tirâzlar vâkı’ olsa da, kezâ Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretlerinin 14. Asr-ı Muhammedînin (asm) müceddid ve mehdîsi olduğunda da bir nev’i ittifâk vardır.

Ancak, bütün tartışmalar ve yanlış anlaşılmalar “Büyük Mehdî” diye bilinen “Âhirzamân Mehdîsi” üzerinedir. İfsâdât, ma’nevî tahrîbât, zulüm ve işkenceler bakımından hiçbir asra benzemeyen âhirzamâna münâsib bir Büyük Mehdî gönderileceğine dâir de yine Üstâd Bedîuzzamân Saíd Nursî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

 “Âhirzamânın en büyük fesâdı zamânında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-i a’zam olarak bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenâb-ı Hak bir dakíka zarfında beyne's-semâ ve'l-Arz álemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir sâniyede denizin fırtınalarını teskîn eder. Ve bahâr içinde bir saatte yaz mevsiminin nümûnesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını îcâd eden Kadîr-i Zü’l-celâl, Mehdî ile de álem-i İslâmın zulümâtını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır.”[2]

Üstâd Bedîüzzamân Said Nursî Hazretleri, bir başka mektûbunda ise âhirzamânın en büyük Mehdî'si hakkında hiçbir i’tirâz ve te’vîle mahal bırakmayacak şekilde konuya şöyle açıklık getirmektedir:

“Mehdî-i Âl-i Resûlün temsîl ettiği kudsî cemâatinin şahs-ı ma’nevîsinin üç vazífesi var. Eğer çabuk kıyâmet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazífeleri onun cem’ıyyeti ve seyyidler cemâati yapacağını rahmet-i İlâhiyyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazífesi olacak:

Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyûn ve tabiıyyûn táúnu, beşer içine intişâr etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn fikrini tam susturacak bir tarzda îmânı kurtarmaktır. Ehl-i îmânı dalâletten muhâfaza etmek ve bu vazífe hem dünyâ, hem her şeyi bırakmakla, çok zamân tedkíkát ile meşgúliyyeti iktizá ettiğinden, Hazret-i Mehdî’nin, o vazífesini bizzât kendisi görmeye vakit ve hâl müsâade edemez. Çünkü, hılâfet-i Muhammediyye (asm) cihetindeki saltanatı, onunla iştigále vakit bırakmıyor. Herhâlde, o vazífeyi ondan evvel bir táife bir cihette görecek. O zât, o táifenin uzun tedkíkátıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazífeyi tam yapmış olacak.

“Bu vazífenin istinâd ettiği kuvvet ve ma’nevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadâkat ve tesânüd sıfatlarına tâm sáhib olan bir kısım şâkirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, ma’nen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.

İkinci vazífesi: Hılâfet-i Muhammediyye (asm) unvânıyla şeáir-i İslâmiyyeyi ihyâ etmektir. Álem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinâd edip beşeriyyeti maddî ve ma’nevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhîden kurtarmaktır. Bu vazífenin, nokta-i istinâdı ve hádimleri, milyonlarla efrâdı bulunan ordular lâzımdır.

Üçüncü vazífesi: İnkılâbât-ı zamâniyye ile çok ahkâm-ı Kur'âniyyenin zedelenmesiyle ve şerîat-ı Muhammediyenin (asm) kánûnları bir derece ta’tíle uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i îmânın ma’nevî yardımlarıyla ve ittihâd-ı İslâmın muávenetiyle ve bütün ulemâ ve evliyânın ve bi’l-hássa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedâkâr seyyidlerin iltihâklarıyla o vazífe-i uzmâyı yapmaya çalışır.”[3]

Şimdi bu mektûblarda bahsedilen Âhirzamân Mehdîsinde olması gereken vasıflara bir göz atalım: “Hâkim” yâni hükümdâr; “müctehid”; “zât-ı nûrânî”; “seyyid”; “hılâfet-i Muhammediyye (asm) cihetindeki saltanat”; “bütün ehl-i îmânın ma’nevî yardımlarıyla ve ittihâd-ı İslâmın muávenetiyle ve bütün ulemâ ve evliyânın ve bi’l-hássa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedâkâr seyyidlerin iltihâkları” ve “milyonlarla efrâdı bulunan ordular”…

Üstâd Hazretlerinin ömrünün ekserîsi hapishánelerde ve sürgünlerde geçmiş, hükümdâr olacak Hz. Mehdî’nin kendisine bir program yapacağı Risâle-i Nûr Külliyyâtını te’lîf ederek Mehdiyyet cereyânının birinci vazífesini deruhde etmiştir. Böylece, Âhirzamân Mehdîsine güzel bir zemîn hazırlayıp pişdârlık vazífesi yapmıştır. Âhirzamân Mehdîsinin en büyük vazífesi şeáir-i İslâmiyyeyi ikáme ve ahkâm-ı Kur’âniyyeyi icrâ ve tatbîk iken; hâlbuki günümüzde cârî olan açık-saçıklık, alenen işlenen içki, kumar, fâiz ve zinâ gibi menhiyyât, Kur’ân ve Hadîsin mahkeme, devlet dâireleri ve okullardan kaldırılması gibi müdhiş münkerâta karşı eli kolu bağlı bir zât, kendisine izáfe edilmeye çalışılan “Âhirzamân Mehdîsi” iddiásına gülüp geçmiş ve, “Ben seyyid değilim. Mehdî seyyid olacak[4] diye reddetmiştir.

Üstâd gibi bir allâme-i cihânın reddettiği bir unvânı, bugün ne değişti ki, 72 yaşında, MS hastası, gözü, kulağı ve bedenî kuvveti zaafa uğramış Molla Muhammed Doğan Hoca kabûllensin ve “Ben Âhirzamân Mehdîsiyim” desin? Etrâfındakiler de buna inansın? 

Bizler Semendel (eski Tahşiye) Yayınları idârecileri olarak (Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş ve Burhan Bozgeyik), 25 yıldır kendisinden böyle bir iddiáyı ne gördük ve ne de işittik. Tam tersine, hayâtı boyunca reddettiği böyle bir iddiáya yeltenenlere, “Hakkımı helâl etmem. Böyleleri benim dersime ve sohbetime gelmesin” dediğine def’alarca şâhid olduk.

Ne garîbdir ki, Molla Muhammed Doğan Hocamıza bu isnâdı ilk defa MİT, Jandarma ve Emniyet İstihbârâta sızan FETÖ’cü elemanlar yapmışlardı. Hakkımızda soruşturma yürütüp kumpas kurarak hapse girmemizi sağlamışlardı. Ancak sonunda gerçek ortaya çıktı. Molla Muhammed Doğan ve arkadaşları berâat ettiler. Bu kumpasta aktif olarak rol alan Emniyet ve medya ayağındaki FETÖ’cüler yakalanıp hapse atıldılar. Başta örgüt elebaşısı Fetullah Gülen olmak üzere dosyası ayrılan 2 firârî háric; 31 kişi ayrı ayrı 31 yıl 6 aydan 25 yıl 6 aya, 16 yıl 6 ay ve 6 yıla kadar cezâ aldılar.

Her kim ki bundan böyle Molla Muhammed Doğan hocamıza benzer bir iftirâ ve iddiáda bulunursa, iftirâ ve bühtânda bulunmanın dünyevî hukúk karşısındaki cezâsını peşînen kabullenmesi gerektiğini, âhirette de iki elimizin yakalarında olacağını belirtmek isteriz.

Gazeteci                   Gazeteci                  Gazeteci

Mustafa Kaplan      Bünyamin Ateş     Burhan Bozgeyik

 

[1] Mektûbât, 29. Mektûb, 7. Kısım, 5. İşâret, s. 440.

[2] Mektûbât, 29. Mektûb, 7. Kısım, 5. İşâret, s. 440.

[3] Emirdağ Lâhikası-I, s. 265.

[4] Şuâlar, 14. Şuâ, s. 383.