Placeholder
  • Thumbnails
MAKÁLÂT-I HULÛSİYYE-2
Fiyat20.00 TL
Adet

Kod no: 1027 ISBN: 978-605-4285-20-4

228 sayfa, şamua kâğıt, 13,5 x 19,5 cm ebadında, yaldızlı karton kapak.

Mürettib ve Nâşir:

Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)

Risâle-i Nur’a ve müellifine işaret eden otuz üç ehâdîs-i şerîfe. Onuncu Söz’ün, Fevzi Çakmak yerine Fahrettin Altay’a gönderilme sebebi. Hacı Hulûsî Bey’in Üstâd’la ilk görüşmesi. Bedîuzzaman’ın kabrini kim biliyor? İstiklâl Harbini hangi şartlarda kazandık? Nur şâkirdlerine ilk derecede lâzım olan risale hangisi? Üstâd’a gelen belâların taksîmâtı.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰلِه۪ وَ صَحْبِه۪ اَجْمَع۪ينَ

Nûr’un birinci talebesi ve muhátabı El-Hâc İbrâhîm Hulûsí Bey’in not defterinden ve derslerinden alınan notları bir araya getirerek bir kitâb hâlinde neşr etme bahtiyârlığına nâil olduğumuz için, Rabb-i Rahîm’imize hadsiz şükürler olsun. Bu zât, ehl-i Kur’ân ve ehl-i irfân olması hasebiyle ; فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ “Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun”1 âyet-i kerîmesinin sırrına mazhar idi. Elhâk, o zât-ı nûrânî, Risâle-i Nûr gibi îmân-ı tahkíkí dersini veren hakíkatlı bir tefsîr-i Kur’ân’ın birinci muhátabı olmakla, âyet-i kerîmede ifâde edilen اَهْلَ الذِّكْرِ zümre-i nûrânîsinde dâhıl olduğu ehlince musaddaktır. İşte bu âyetin emrine imtisâlen, bu zâtın derslerine ve sohbetlerine mürâcaat ediyoruz. Evet, bu zât, neşr edeceğimiz bu eserde de görüleceği üzere, derslerinde ve sohbetlerinde Kur’ân-ı Kerîm’den ba‘zı âyetlerin meâlini okurdu. Bunu, “Mevâkib” adlı muhtasar bir tefsîrden ta‘kíb ederdi. Kezâ, derslerden önce bi’z-zât hadîs kitâblarından bir mikdâr hadîs-i şerîf meâlini okurdu. Ba‘zan da ihtiyâca binâen fıkhî mesâil üzerinde dururdu. Daha sonra Risâle-i Nûr’u ders verirdi. Ádetâ bu ders metoduyla Risâle-i Nûr’un anlaşılması için bir ihzáriyye yapardı. Çünkü, an‘ane-i İslâmiyye böyle gelmiştir. Hîç bir mürşid ve hîç bir álim, Kur’ân, hadîs ve fıkhı tedrîsâtlarında eksik etmemişlerdir. Hadd-i zâtında dîne hizmet de, bunları okumak ve okutmakla mümkündür. Zîrâ, dîn, iki temel kaynak olan Kur’ân ve Hadîs’ten ibârettir. Tefsîr ve fıkıh başta olmak üzere diğer kütüb-i İslâmiyye ise, bu iki kaynağın açıklaması ve hádimidir. Bu sebeble, sâir kütüb-i İslâmiyye, Kur’ân ve Hadîs’in tefsîri niyyeti ile okunmalı ve aslâ onların yerine geçmemelidir. İşte, hakíkat-bîn olan bu zât-ı nûrânî, mezkûr hakíkatten dolayı derslerinde böyle bir metodu ta‘kíb ederdi. Kezâ, bu zât, ehl-i Kur’ân ve ehl-i ilim olduğundan, da‘vânın ve ilmin her cebhesi ile alâkadârdı. Bu sebeble, derslerinde başta Kur’ân, hadîs, fıkıh ve Risâle-i Nûr ile berâber ba‘zan büyük zâtların ve ulemâ-i İslâm’ın hikmetli sözlerinden, nazım súretinde ifâde ettikleri hakíkatlerden, hayâtlarından, mücâdele ve mücâhedelerinden de bahs ederdi. Ba‘zan da dersin anlaşılabilmesi ve dînleyicilerin dikkatlerinin cezb edilebilmesi için ibretli bir temsîl vermek ve mâcerâ-yı hayâtından ba‘zı hátırâtı zikr etmek súretiyle derse ayrı bir renk katardı. Hem Hacı Hulûsí Bey, derslerinde hikmet ve maslahata binâen ba‘zı eşhása özel iltifâtta bulunurdu. İşte böyle bir tedrîsât şekli, irşâdın gereğidir. Çünkü, insân küllî ve câmi‘ bir varlık olduğundan, pek çok âlât ve cevârih ile, pek çok isti‘dâd ve hissiyyât ile techîz edilmiştir. Her birinin ayrı ayrı istek ve arzûları vardır. Demek, insân, ilmin -záhirî olsun bâtınî olsun- bütün envâıyla alâkadârdır. Akıl ve rûhu da bunlara şiddetle muhtâcdır. Hem o zât-ı merhûm, bu şekildeki bir ders metoduyla; “İlim, mü’minin yitik malıdır. Onu nerede bulsa, o ilmi almaya mü’min daha  çok  hak sáhibidir” hadîs-i  şerîfinin  ma‘nâsını;  ilim ve  irfân, hak  ve  hakíkatın  inhisâr  altına alınamayacağını  ve  hîç  bir  hátıra  fedâ  edilemeyeceğini  ta‘lîm ederdi.  İşte,  böyle  bir  ders  metodunu öğrenip  tatbîk  etmek  maksadıyla bu eseri neşr ediyoruz. Hem bu eseri neşr etmekten maksadımız  ,قَيِّدُوا الْعِلْمَ بِالْكِتَابَةِ “İlmi, yazmak súretiyle kayd ediniz”  káidesince,  ilmi  muhâfaza etmektir.  Zîrâ,  ilim,  yazmakla  kayd edilir. Hem اٰفَةُ الْعِلْمِ النِّسْيَانُ “İlmin âfeti, unutmaktır” hadîs-i şerîfide, ilmi unutmamak için yazı ile onu muhâfaza etmeyi bize ders vermektedir. Mezkûr káide ve hadîs-i şerîfe binâen, Hacı Hulûsí Bey merhûm kendisi cemâatine derslerde not almalarını emr eder ve, “Bir şey duyduğunuz zamân, fâideli ise kitâbetle not ediniz ki, záyi‘ olmasın” tavsıyesinde bulunurdu. Cemâat de bu emre imtisâlen derslerde not alırdı. İşte, elinizdeki bu eser, o zâtın not defterinden ve derslerinden alınan notların bir mahsúlüdür. Bu notlar incelenmiş ve aslı muhâfaza edilerek yazılmıştır. Bununla berâber, sıhhatli not alınamayan ba‘zı cümleler düzeltilmiş ve ba‘zı yerler de anlaşılmadığından alınmamıştır. Bu eserin neşrindeki başka bir gáyemiz de; îmân ve Kur’ân derslerinde ba‘zı notlar almak ve yazmak súreti ile öğrendiklerimizi muhâfaza altına almak ve bizden sonrakilere bu ilim mîrâsını bırakma lüzûmunu ihsâs ettirmektir. Tevfîk ve hidâyet Elláh’dandır. 1 Nahl Sûresi, 16:43.