• BüNYAMIN ATEŞ Bismillah her hayrın başıdır

    Gazetede çıkan son yazımın tarihi 27 Nisan 1992’dir. Bu tarihten sonra birkaç...

    Yazının Devamı 02.01.2015
BüNYAMIN ATEŞ GERİ

Bismillah her hayrın başıdır

Gazetede çıkan son yazımın tarihi 27 Nisan 1992’dir. Bu tarihten sonra birkaç gazetede çıkan araştırma ve röportajları saymazsak son yazımın üzerinden dolu dolu 23 sene geçmiş. O zamandan beri hep okuyucu oldum. Kur’ân okudum, hadîs okudum, Risâle-i Nûr okudum, Risâle-i Nûr’un ehil ellerde yapılmış îzâh, şerh ve açıklamalarını okudum ve okumaya devâm ediyorum.  “Rabbinin adıyla oku” fermanının zevkine mazhar olmaya gayret ediyorum. Geçmişe dönüp baktığımda bugün bile altına imzamı atacağım yazılarım olduğu gibi, pek çok yazılarımdan dolayı mahcûb olduğumu ve bunlar için Rabbimden aff ü mağfiret dilediğimi bütün samimiyetimle belirtmek isterim.

23 sene sonra yeniden zor bir işe; Yayınevimizzin web sitesinde yazı yazmaya teşebbüs ve tevessül etmiş bulunuyorum. Bana bu husuta cesâret veren yazılarımın ilmî bir hey’et taafından kontrol edilmesidir.

Kısmet olursa, mümkün olduğunca günlük siyaset ve aktüaliteden uzak olarak muayyen aralıklarla îmânî, i’tikâdî, amelî ve ahlâkî konulardaki yazılarımla karşınızda olacağız. Yazılarımızı kaleme alırken Kitâb,  Sünnet, İcmâ-ı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukaha rehberimiz olacak. Amelî konularda Şâfiî, Hanbelî, Mâlikî ve Hanefî mezheblerinden aslâ ve kat’a ayrılmayacağız. İ’tikâdî konularda ise Eş’ârî ve Mâturudî mezhebleri ile bunları mükemmel bir şekilde mezc eden Risâle-i Nûr Külliyâtı bizlere yol gösterecek.

Yazılarımızda “Hakkın hâtırı âlîdir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez” ölçüsünden aslâ ayrılmayacağız. Kınayanların kınamasına aldırış etmeden Kur’an, Hadîs, İcmâ ve Kıyâs ile mezhebler, tarikatlar, Risâle-i Nûr ve diğer kütüb-i İslâmiyede yapılan tebdîl, tağyîr, tahrîb ve bozgunculukların üstüne üstüne gideceğiz inşâallah. Böylece elimizden geldiği, dilimizin döndüğü kadar zındıka komitesinin “Kur’ânsız bir Kur’ân, Hadîssiz bir Hadîs, Mezhebsiz bir Mezheb ve Tarîkatsız bir Tarikat” projesini boşa çıkarmak için Rabbimizin izn ü ınâyetiyle elimizden geleni yapacağız.

Bugünkü yazımıza “Bismillah her hayrın başıdır…..” diye başlıyoruz.  Üstâd Bedîüzzamân (ra) Hazretleri Kur’ân’nın önemli bir tefsîri olan Sözler isimli eserinin “Birinci Söz”üne bu şekilde başlar.

Âlimi ta’rîf edenler  “Âlim odur ki, Kur’ân’ın hülâsasını Fatihâ Sûresinde, Fatihâ Sûresinin hülâsasını besmelede, besmelenin hülâsâsını da “b” harfinin noktasında görüp isbât edendir” derler.

Ta’bîr câizse Bedîüzzamân Hazretleri de Kur’ânın maksadları olan tevhîd, nübüvvet, haşir ve adâleti bu küçük sözde, bu küçük sözün başındaki “Bismillâh” kelimesinde ayân beyân isbât etmiştir.

“Bismillah her hayrın başıdır” derken “hayr”ın sâdece klasik ma’nâda anlaşılan sadaka, zekât ve kurban olmadığını; âlemde müsbet anlamda her fiil, hâl, hareket ve davranışın “hayır” cümlesinden olduğunun altını çizerek bunları mufassal bir şekilde îzâh ve isbât eder. Hem de “bilim” adına çevrelerine inkâr ve küfürlerini saçan “bilim adamları” ile onları adam sananların gözlerine parmağını sokarcasına…

Üstâdımız burada iki önemli kanun olan sertliğe ve harârete karşı dayanıksız; dağarcığında körlük, sağırlık, bilgisizlik, âcizlik ve fakirlikten başka bir şey olmayan tohum ve çekirdeklerle esbâb ve tabiatpereslerin tozunu attırarak onlara bir güzel tevhîd dersi veriyor.

Sert toprak ve taşın içinde tezgâhını kuran tohum ve çekirdekler Rablerinin su, hava, toprak ve ısının diliyle “Diril!” emrine muhâtab olup canlanarak başını yeryüzüne çıkarıp köklerini de taş ve toprağın altına salarken hiç, ama hiçbir mukavemetle karşılaşmaz. Metal çivi ve ahşap kazığı sert taş ve toprağa çekiç veya balyoz ma’rifetiyle çakarken nasıl bir zorlukla karşılaşıldığı ortadadır. Ba’zan buna muvaffak olunamaz. Muvaffak olunduğunda da kazık ve çivinin karşılaştığı mukavemet nispetinde çizilip kırılarak hasar gördüğü herkesin ma’lûmudur.

Şimdi herkes dikkatle baksa sert toprak ve taşta tezgâh kuran bir fasulye tanesi ile çam çekirdeğinin lisân-ı hâliyle “Bismillâh” diyerek ipek gibi yumuşak kök ve filizlerinin aşağı veya yukarıya doğru yol alırken; taş veya toprağa hiçbir şekilde temas etmediğini, zorlama ile karşılaşmadığını görecektir. Eğer öyle olsa bu zorlamanın izleri büyüyerek kök, dal ve yapraklarda görülecektir. Demek besmele ile yola çıkan tohum ve çekirdeklerin ipek gibi yumuşak kök ve damarlarına sert olan taş ve toprak bağrının yararak “buyur hiçbir engelle karşılaşmadan yoluna devâm et” diyor.

Salâbet (sertlik) kanunları bu şekilde alt-üst olan tabiat ve esbâb-perestlerin aldığı darbe bununla da kalmıyor. Taşı ve toprakta hiçbir mukavemetle karşılaşmadan ilerleyip kök, dal ve budak salarak büyüyüp serpilen nazik fasulye ve muazzam çam ağacı bu sefer de harâret (ısı ve ateş) noktasında esbâb ve tabiat-perestlerle bunlardan ders alan çömezlerine tokat vurup susturmaktadır. Bunların dayandıkları “harâret kanunu”na göre, Güneş ısısı ile karşısındaki her canlıdan cesameti nisbetinde suyu buharlaştırmaktadır. Buharlaşma kadar canlılar su takviyesi almasa kısa zamanda susuzluktan kuruyup ölmektedir. Bazan aylarca tek damla yağmur düşmeyip alt taraftan da kurumuş topraktan su alma imkânı olmadığı halde; nazik fasülye ve muhteşem çam ağacının ayakta ve hayatta kalması ne ile îzâh edilebilir?

Esbâb ve tabiat-perestlerlerle peşlerine taktıkları gürûhun susup perişan oldukları noktada Bedîüzzamân Hazretleri şöyle meydân okur:

        “Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor. Ve diyor ki: ‘En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Mûsâ (as) gibi,  [1] emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrâhim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı,    [2] âyetini okuyorlar.’"[3]

        Üstâd kara ve kuru toprağa düşen çekirdeklerin matbaha-i Kudretten aldıkları kavun ve karpuzları insanlığa nasıl ikrâm ettiklerini; koyun, keçi, sığır ve deve gibi her şeyden habersiz hayvanların kan ve fışkı arasından temiz ve leziz sütü beşere nasıl bir tarzda sunduklarını söyleyerek ehl-i küfre kaçacak delik bırakmıyor.

Elhamdülillâhi hâzâ mim fadl-i Rabbî…

                                                                                                                                                                                                  Bünyamin ATEŞ


[1] "Asânı taşa vur!" dedik. (Bakara Sûresi: 60.)

[2] “Ey ateş! Serin ve selâmetli ol.” (Enbiyâ Sûresi: 69.)

[3] Sözler, Birinci Söz, s. 11.